Fırtına Vadisi’nde Yapılacak Olan Santral

28 Aralık 2010 Yazan  
Kategori Fırtına Vadisi

Fırtına Vadisi’ne yapılacak santral için istenen savunmanın okunmadığı, dosyanın ‘eksik’ diye geri gönderildiği anlaşıldı Davanın savcısı da temyiz dosyasını ‘kalın’ diye okumamıştı .


Rize’nin Çamlıhemsin ilçesindeki Fırtına Deresi üzerinde kurulması planlanan ve yapımı Trabzon idare Mahkemesi tarafından durdurulan Dilek-Güroluk Hidroelektrik Santrali ile ilgili davada bir hukuk skandalı daha yaşandı. Çevre Bakanlığı ile yapımcı firma BM Holding’in itirazı üzerine Danıştay 6’nci Dairesi’nde görüşülen temyiz davasında, savcı Halit Erol Çanğa’nin daha önce, “Ben buranin sit olduğunu bilmiyordum. Eger öyle ise çelişkili ve hatali bir karar vermişim. Sit olan yere santral yapilamaz. Dosya çok kalindi okuyamadım” itirafindan sonra, Daire’nin de santralin yapimina karşi çikan davaci çevrecilerden istedigi, ‘Temyize cevap’ savunmasinin okunmadişi ortaya çikti. 6’nci Daire bu eksikliğin giderilmesini isteyerek dosyayi tekrar Trabzon Idare Mahkemesi’ne gönderdi. Ancak eksik belge dosya içinde bulundu. Her geçen gün onlarca değerlı değerlı doga alani katlediliyor.Bir avuç insanin çikarlari için peşkeş çekilen bu yerler bizim. Başkalarinin kişisel çikarlari uğruna geleceğimizin talan edilmesine seyirci kalamayiz. Firtina Deresinde yapilacak bir Santral özellikle vadi çevresindeki canlilarin ve bitkilerin zarar görmesi demek.Karadenizin yeşilini karaya döndurmenin bir cinayet olduğu ortada.Akkuyu örnekleri ortadadir. Çok keç olmadan herkes sesini yukseltmeli.Peruma dere hepimizin,bu gun Firtina deresi yarin baska bir yer .Bunun bir sonu yok.

Fırtına Vadisinde Enerji Projesi Ve Kültürel Zenginlik
Prof. Cengiz Eruzun Fırtına Deresi’nden önce Karadeniz’in havya sorunlarına genelde değinmek istiyorum; çünkü aslında Fırtına Deresi sit alanları olması açısından genele na’zaran daha şanslı. Ama Karadeı’ıiz’de aynı karaktere yakın, aynı karakteri gösteren çok su havzası var ve onların gerçek envanteri yok; yani onlar tescilli değiller. Benim bir senelik bir koruma kurulu üyeliğinı oldu.

Mesela enerji santralleri kurulurken, birinci derece olan sit alanlarında ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarında koruma gözetiliyor; ama diğer alanlarda, yani üçüncü derece arkeolojik alanlarda bu santrallerin kurulabile-ceği  konusunda bir karar üretilmeye çalışılıyor. Ama birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanlarının tamamlanmamış olanları ne olacak? Bu karardan nasıl etkilenecek? % 85i daha dışarıda duruyor. Demek ki daha envanter yapılamadı. Bunun için oralarda santral-ler yapılabilir, daha sit alanı değil. Böyle bir mantık hüküm sürüyor. Aslında Kültür Bakan-lığı koruyor gibi görünüyor; çünkü uluslararası antlaşmalara örneğin Malta Sözleşmesine imza atmıştır ve hakikaten koruyor’ gibi gözüken bir bakanlık durumuna gelmiştir. Kim gelirse gelsin bu mantık değişmiyor. Bunu şöyle de kanıtlayabilirim: Geçenlerde Safran-bolu’ya gittik.Orada bir yabancı sordu Fransız’dı galiba “Bunların hepsi koruma altında mı?” Çok enterasan bir soruydu. Müsteşar cevap veriyor; “Biz 500 bin adet kültür varlığı koruyoruz” diyor. Şimdi bu onun cevabı değil.500 bin belki bir Avrupa için büyük bir rakam; ama ben hemen söz aldım ve dedim ki: İlave etmek istiyoruz. “Biz henüz % 15’e bile ulaşamadik, % 85’i dışarıda. Size gösterdiğim bir çok bina tescilli olmayan, kurunmayan binalar.” Sürekli örtbast etme ve yıkıma devam etme gibi bir mantıkla işler yürütülüyor. O bakımdan sevgili Mehmet Özdoğan’ın dediklerine aynen katılıyorum; fakat bu ortam içinde umarız izleme komitesi bir şeyler yapabilir, etkili çalışmalar yapabilir, onun yararlı olabileceğine ben de inanıyorum.

Tescilli olmayan kültür varlıkları sürekli karşımıza çıkıyor tabii. Ne zaman karşımıza çıkıyor? Bir baraj yapılacaksa yahut bir taşocağı açılacaksa bize soruyorlar. Bize de sormasalar hiç farkında olmayacağız; çünkü her tarafı bilmek mümkün değil. Ulaşım olmayan yerlere zaten gidemiyorsunuz. Bazen, karar elimizde, eski minübüslerle ölüm tehlikesi yaşayarak, o tepelere doğru stabilize bile olmayan yollarda, killi toprakla kaygan hale gelen yerlerde, yağmur altında yaylalara çıktığımızı biliyorum. Böyle bir koruma olmaz. Koruma yapabilmek için, Doğu Karadeniz’de Sinop’tan Sovyetler’e kadar tüm alanlar, yaylalar dahil olmak üzere incelemek gerekiyor. Bu envanterleri tamamlayabilmemız için arazi vitesli bir cip verilmesi lazım; böyle bir yaklaşım yok. Devletin parası yok ve veremiyor. Ben bu açılımdan sonra, size Karadeniz-de neler var biraz bahsetmek istiyorum. Şimdi hiç kimsenin bilmediği, Fatsa’nın arka tarafında, plato şeklinde bir yer var. Yavaş yavaş 2. konutlar vs. Buradaki Gaga gölünün çapına doğru geliyor ve bu olayı duyarlı vatandaşlar bize ihbar ettiler. Oraya gittiğimiz zaman derhal sit alanı yaptık. Kenarlarını da koruma alanı olarak belirledik. Bu şanslı bir yer, tabii erken kurtuldu; fakat bunun sit alanı ilan edilmesi yeterli değil, izleyen bir sistemin olması lazım. Orduda büyük mücadele verilen, bir Kurulkayalar bölgesi var. Kayaların tepclerinde arkeolojik kalıntı var ve sadece o noktanııı korunması ile ilgili olarak Ordu Kültür Müdürlüğü’nden bir yazı geldi ve biz yerine baktığımız zaman bütün bölgenin korunması gerektiğini düşündük; ama yanında bir taş ocağı var. Esasen bu ocağın kapatılması lazım ve bu vadiye baktığımız zaman korunacak alanlar sadece kayalar değil. Bütün Melet Irmağının kıyıdan kaynağına kadar etüt edilmesi gerekiyor ve bu tür alanları tespit edip sit alanı yapmak gerekiyor. Fakat bu boyut herkesi müthiş korkutuyor .Bu kadar geniş sit alanı yaptığımız için bize soruşturma açtılar. Aslında bu sit alanları çok dardır, Karadeniz’in bütünü sit karakteri taşıyor. O kurul kararlarında da, sadece kayalık alanı sit alanı yapma başarısını gösterebildim. Daha geniş açılması gerektiğine direttiğin-de de karara ‘şerh koymami’ istediler; ya sit kararı ilan edilecek ya da edilmeyecek tercihini yapma durumunda kaldım. Tabii araştırma yapıldıktıın sonra “Alanı genişlete-biliriz’ dediler ve buna razı oldum. Ancak çok eleştiri aldım, bu karara şerhimi koysaydım sit kararı hiç alınmayacaktı; çünkü almak niyetinde değildiler. Daha sonra verilen nıücadalede rakamlar verdim “Evet, sit kararı doğrudur, ama yetersizdir, genişletilmesi gerekir” diye. Dava kazanıldı ve sonradan genişletildi. Bütün o taşocağının bulunduğu alanlar, sit alanı oldu ve taşocağına kapatılma kararı verdi. Örneğin, Sümela Manastırı yanında 5 katlı, betonarme bir otel projesi vardı. Onu muhalefet ediyordum. Ben görevden alındıktan sonra, o proje geçti. Ancak, para bulunamadığı için yapılamadı ve öyle kurtuldu.
Fırtına Vadisi’ne yapılacak santral için istenen savunmanın okunmadığı, dosyanın ‘eksik’ diye geri gönderildiği anlaşıldı Davanın savcısı da temyiz dosyasını ‘kalın’ diye okumamıştı ULAŞ ÖZDEMİR Rize’nin Çamlıhemşin ilçesindeki Fırtına Deresi üzerinde kurulması planlanan ve yapımı Trabzon İdare Mahkemesi tarafından durdurulan Dilek-Güroluk Hidroelektrik Santralı ile ilgili davada bir hukuk skandalı daha yaşandı. Çevre Bakanlığı ile yapımcı firma BM Holding’in itirazı üzerine Danıştay 6’ncı Dairesi’nde görüşülen temyiz davasında, savcı Halit Erol Çanga’nın daha önce, “Ben buranın sit olduğunu bilmiyordum. Eğer öyle ise çelişkili ve hatalı bir karar vermişim. Sit olan yere santral yapılamaz. Dosya çok kalındı okuyamadım” itirafından sonra, Daire’nin de santralın yapımına karşı çıkan davacı çevrecilerden istediği, ‘Temyize cevap’ savunma-sının okunmadığı ortaya çıktı. 6’ncı Daire bu eksikliğin giderilmesini isteyerek dosyayı tekrar Trabzon İdare Mahkemesi’ne gönderdi. Ancak eksik belge dosya içinde bulundu. Avukatlar tepkili Danıştay’ın 31 Aralık 2000 tarihli kararının ikinci sayfasında, “Davacı tarafın savunma göndermediği görüldü” denildi. Kararın ellerine ulaşmasıyla birlikte çevreci avukatlardan Sibel Suiçmez, Trabzon İdare Mahkemesi’ne gelen dosyanın incelenmesini istedi. Yapılan incelemede, Danıştay’dan gelen dosyaların arasında gönderdikleri savunma zarfının hiç açılmamış halde durduğu görüldü. Suiçmez, “Bizim gönderdiğimiz savunma metnine el bile sürülmemiş. Bu, hukuk tarihinde şu ana kadar yaşanmamış bir olaydır. Şimdi açılmamış dosyamızla birlikte Danıştay Genel Kurulu’na gidiyoruz” dedi. Danıştay’ın, zarfını bile açmadığı savunma metninde cevap metninde, vadiye yapılacak santralın Fırtına Deresi’ndeki canlı türlerini yok edeceği, açılacak tünellerin erozyon ve heyelanlara yol açacağı, bölgede 68 bin ağacın kesileceği kaydedilmiş ve hazırlanan ÇED raporunun eksik ve yetersiz olduğu vurgulanmıştı. Metinde 25 yıl ömrü olan santralın 25 yıl sonra devlete bir hurda olarak devredileceği de kaydedilmişti.

Yorumlar

Comments are closed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.